Tayland

tayl

Hindistan’ın kuzeybatısında, vizesi bitmek üzere olan yabancı bir turisttim ve koşullar Tayland’a uçmamı gerektiriyordu. Myanmar’a Tayland’dan giriş yapacaktım. Uçmak yerine Hindistan’dan Tayland’a pedallamayı seçseydim, organize etmem gereken bir şey olacaktı ve bu da vakit ve nakit demekti. Detaylara girmiyorum, belki ayrı bir yazıda anlatırım durumu. Delhi’den Bangkok’a Thai havayolları ile direk uçtum.

Thai, diğer yerel havayollarına göre daha pahalı, fakat 30kg check-in ve 7kg kabin bagaj hakkının yanında bisiklet kolisini de ücretsiz kabul ediyor. Bir de anlaşması kolay insanlar. Fakat bisikletin ağırlığı toplam ağırlığa dahil ediliyor, bu durumda ekstra kg satın almak gerekiyor. Bir başka opsiyon ise bir Hindistan havayolu şirketi ile Kalkata aktarmalı Bangkok uçuşunu yapmaktı ve pek mantıklı değildi.

Bangkok’a indim. Önceden hostelworld sitesinden guesthouse rezervasyonu yaptırmıştım. Taksiyle şehir merkezine gitmek için taksimetre açtırmak konusunda ısrarcı davranmam gerektiğini biliyordum, internetten okumuştum daha önce. Taksimetreyi açtırmak gerçekten zor oldu. Bangkok’ta geçirdiğim bu ilk 1 saat içinde Tayland insanının Hindistan insanına göre daha agresif olduğunu gözlemledim. Bu gözlemim ilerleyen günlerde de değişmedi.

Şehir merkezinin batısındaki Phra Athit bölgesindeki guesthouse’a vardım. Bu bölgede pek çok guesthouse var ve farklı fiyatlarda farklı oda seçenekleri var. Odalar genellikle iki kişilik ve bir veya iki kişi kalmanız sabit olan fiyatı değiştirmiyor. Önce Penpark Place guesthouse’da kaldım ve 700 baht ödedim. Kısa süre içinde Bella Bella Riverview guesthouse’a geçtim ve odanın fiyatı 300 bahttı. 300B altında da bir kaç oda buldum civarda, ama pek de kalınası değillerdi. Kabaca 30B = 1USD. Bu durumda Bangkok’ta 10USD altında konaklamak pek mümkün değil.

Bangkok-Map

İstanbul’dan Cenk sağ olsun beni Bangkok’taki Türk arkadaşları Harun ve Ömer ile tanıştırdı. Harun Türkiye’ye dönmüştü, telefonda görüştük. Ömer ise Bangkok’ta yaşıyor ve kendisiyle görüşüp uzun uzun sohbet ettik. Bir iki konuda yardımı dokundu bana. Harun da Ömer de çok ilgililerdi. Cenk de dahil olmak üzere hepsine  selamlarımı iletiyorum.

Bangkok’ta aklıma bir fikir geldi. Artık düzgün internet bağlantım da vardı. Proje amaçlı fon toplama(fundraising) olayına gireyim dedim. Bir fundraising platformunda proje geliştirip, sosyal medya hesaplarımda tanıtımını yapıp başarabilirsem finansal kaynak yaratacaktım. Böylelikle hem ekipmanlarımı yenileyebilirdim hem de çektiğim fotoğrafları Türkiye’deki bir sivil toplum kuruluşunun yararı için değerlendirebilirdim. Proje tutsaydı yeni bir dslr fotoğraf makinesi ve lens, yeni bir laptop ve bu eşyaları taşıyabilmek için yeni bir ön bagaj demiri satın alacaktım. Bagaj demiri değil fakat kullandığım cihazlar oldukça kötü durumdalar. Projenin tanıtım videosu için İstanbul’dan Murat Kasap(www.murat-kasap.com) bana çok yardımcı oldu, kendisine selamlar. Saat farkını da hesaba katarak video için koordineli bir şekilde çalıştık. Video tamamdı, fakat projeyle ilgili Türkiye tarafında başka hayal kırıklıkları yaşadım. Bir yandan Bangkok’un şehir ritmi yutmuştu beni, diğer yandan İstanbul-Bangkok zaman farkı nedeniyle proje için uyku düzenim bozulmuştu. İstanbul’la skype görüşmeleri yapıyor ve sabahın ilk ışıklarıyla yatıyordum. Zaman içinde Bankok’a kök saldığımı fark ettim ve bunun huzursuzluğunu yaşadım. Büyük şehirlerde durum hep böyle olmuyor mu zaten? Dünyanın öbür ucundan Türkiye’de yayınlanacak bir fundraising olayına girişmenin ne denli zor olduğunu anladım ve ‘zararın neresinden dönsem kardır’ yaklaşımıyla vazgeçme kararı aldım. Bu süreçte zaman, para ve motivasyon kaybettim belki ama tecrübe kazandım.

Bangkok’u ve gördüğüm kadarıyla Tayland’ı anlatayım. Hindistan’daki imkansızlıklardan sonra Bangkok resmen imkanlar şehri gibi, burda her şey var. Paldır küldür aklıma gelenler; güzel yemek, alışveriş merkezleri, bisiklet, motosiklet, spor arabalar, seks, uyuşturucu, gece hayatı, gündüz hayatı, Çin mahallesi, Arap mahallesi, Tayland boksu, kahve, ladyboylar,  7Eleven süpermarketler, dümdüz asfalt yollar, rezalet bir şehir trafiği. Saydıklarım içinden ilgimi çekenler bisiklet, kahve ve yemekti.

YEMEK

Hindistan’a kıyasla Tayland’ın bir yemek cenneti olduğunu söyleyebilirim. Tayland’da pirinç, noodle, sebze, domuz, sığır, tavuk, balık, deniz ürünleri, çeşitli sürüngen ve böcekler, egzotik meyveler, vs pek çok gıda mevcut. Bangkok’ta özellikle hava karardıktan sonra pek çok sokağın köşesinde lokantalar açılıyor. Bunlar sokak lokantaları. Adam yakıyor mangalı, çeviriyor etleri, ya da çanak çanak farklı yemekleri diziyor, atıyor on yirmi sandalye, diziyor masaları, lüks restoranları aratmayacak lezzetteki yemekleri kaldırımda servis ediyor. Yerli halk viski ve birayı çok tüketiyor, yabancılar da. Bangkok’ta bulunduğum sürece hava sıcak ve nemliydi. Biralar güzel, fiyatlar Türkiye ile aynı gibi. Viskiyi bizden farklı olarak bol buz ve soda ile karıştırıyorlar. Ağırlıklı olarak içtikleri yerel ve ucuz viskinin adı Hong Tong. İyi bir viski değildi, ama herhalde kör de etmez. Bisikletle Bangkok’tan çıktığımda yol kenarlarında piliç ızgara yapan pek çok tezgah gördüm. Hakkını veriyorlar pilicin. Kocaman olan porsiyon 4-5 dolar tutuyor ve bitirebilirseniz saatler süren tokluk garanti.

 

Pad Thai

Oldukça meşhur bir yemek. Sanıyorum Tayland’ın en popüler yemeği. Çeşitli noodle’lar(bir çeşit makarna) ile yapılıyor. İstediğiniz noodle tipini (buğday, pirinç, ince, kalın, şerit) seçebileceğiniz gibi karışık da yaptırabilirsiniz. Noodle tabanlı olan bu yemek; yumurtalı, tavuklu, deniz ürünlü veya sade olabiliyor. Noodleları wok’a(hızlı ateş üstüne kullanılan demir çukur tava) atıyorlar, kurutulmuş bebek karidesler, soya sosu, pirinç sirkesi vs malzemeler ile birlikte yüksek ateşte hızlıca çeviriyorlar. Seçtiğiniz diğer malzemeleri de ekleyip servis ediyorlar. Pek çok mekan yer fıstığı, kuru karides, ve çeşitli soslar da sunuyor, istediğiniz kadar ekleyebiliyorsunuz tabağınıza. Pad Thai son derece lezzetli bir yemek fakat hareketsiz bir yaşam tarzında kilo aldırır.

 pat_thai_01 pat_thai_02

Tom Yam

Kırmızı veya yeşil curry paste, hindistan cevizi sütü, çeşitli sebzeler ve seçiminize göre tavuk veya diğer et çeşitleriyle pişirilen çorba kıvamında bir yemek. Genellikle Tom Yam yanında bir de pilav sipariş ediyorsunuz. Yemeğin suyu ile pilav iyi gidiyor. Baharatlı ve çok lezzetli bir yemek. Curry paste(köri ezmesi): kıvam ve kullanım şekli olarak bizdeki salça gibi – yemeği pişirmeye bu malzeme ile başlıyorlar. Fakat tat olarak salçayla uzaktan yakından alakası yok çünkü bu malzeme bazı taze ve kuru baharatların ezilip macun kıvamına getirilmesiyle elde ediliyor.

tom_yam_01 tom_yam_02

Som Tam

Çiğ yeşil papaya ile yapılan bir çeşit salata. ‘Som Tam Thai’ dediğinizde ise bir tane çiğ yengeci ezip içine atıyorlar ve bu yengeç salataya oldukça kuvvetli bir aroma veriyor. Yani salatayı Thai stili sipariş etmiş oluyorsunuz. Genellikle bu durum Thai aşçının yüzünde bir gülümseme yaratıyor.

som_tam_01 som_tam_02

KAHVE

Bangkok’ta ve aslında Tayland’da kahveyi ikiye ayırmak lazım; güzel bir kafede içebileceğiniz gerçek kahve, ve sokaktaki seyyar arabalarda hatta bazen bakkal benzeri dükkanlarda satılan buzlu kahve. Kafelerde servis edilen güzel kahve genellikle Tayland’ın kuzeyinde yetiştirilen Karen Hilltribe Coffee oluyor. Gerçek kahve çekirdeklerini öğüterek espresso makinesinden servis ediyorlar bu kahveyi. İster sıcak, ister buzlu, ister frappe şeklinde içebiliyorsunuz. Sokaklardaki seyyar satıcılar ise çoğunlukla granül kahve kullanıyorlar. Granül kahveyi az sıcak su ile karıştırıp üstüne bol buz ve son olarak da yoğunlaştırılmış süt(condensed milk) ekliyorlar. Granül kahve sevmememe rağmen, sıcak havada güzel gittiğini inkar edemeyeceğim. Fakat Tayland’da kullanılan yoğunlaştırılmış sütler bence çok başarısız. Cıvık, lezzetsiz ve çok endüstriyel bir tada sahipler. Kahvenin dışında yerel halk aşırı miktarda enerji içeceği tüketiyor. 7Elevenlarda çeşit çeşit enerji içecekleri satılmakta.

thai_coffee_00 thai_coffee_02 thai_coffee_03

İNSAN

Ülkenin gördüğüm kadarı hakkında konuşmak gerekirse Tayland’da insanları öncelike ikiye ayırmak gerekiyor; Taylandlı ve yabancı. Yabancı zaten yabancı, Taylandlıları ise yine ikiye ayırmak gerekiyor; şehirdeki Taylandlı ve kırsaldaki Taylandlı.

Yabancılar ya Hindistan vizesi dolan ve bu bahaneyle değişiklik olsun diye gelen ve gelmişken vize başvurusu yapanlar, ya klasik bir güneydoğu Asya turu için(Tayland-Laos-Kamboçya-Vietnam) ülkesinden Tayland’a uçmuş gençler, ya seks turizmi için gelmiş 40 yaş üzeri adamlar(özellikle İngilizler), ya da partilerde eğlenmeye gelmiş her yaştan insan olabiliyor. Hindistan’daki gibi spiritüel amaçlarla uzun süreliğine gelen turist oldukça az. Bu insanlar da genellikle kuzeydeki tapınaklarda ve meditasyon merkezlerinde kalıyorlar.

Yerellere, yani Taylandlılara gelelim. Bangkok’taki yereller oldukça agresifler ve bence aslında yabancıları sevmiyorlar. Bana ters davrananlar da oldu, özellikle kadınlar. Bangkok’ta Taylandlı kadının gıcığına denk geldiniz mi vay halinize. Belki de yabancıların ülkeye ve ülke kadınına bakış açısındandır, bilemiyorum. Erkeklerle çok tersleşirseniz kavga kaçınılmaz, çok büyük ihtimalle mahalle dayağı yersiniz.

Genel olarak Tayland ‘hayır’ ülkesi. Örneğin bir kafeye gittiniz, basit bir isteğiniz var. Belki kahvaltı için menüde sunulan yumurta düz yumurta ve siz çırpılmış istiyorsunuz. Kibarca sorsanız bile suratsızca ‘hayır’ yanıtı alabiliyorsunuz. Başka bir kafede kahve içiyor ve bilgisayarınızda çalışıyorsunuz, şarj bitiyor. Priz soruyorsunuz ve suratsızca ‘şarja takamazsın’ yanıtı alıyorsunuz. Başka bir örnekte ise karşınızda iki Taylandlı var ve birisi ile diyalog halindesiniz, bir şey satın alacaksınız. Yüzünüze karşı gülen bu kişi biraz sonra yanındakine dönüyor ve Thai dilinde sizi sert bir şekilde çekiştiriyor. Ya alay ediyor ya da küfür ediyor, ama kesin ikisinden biri. Şehirdeki Taylandlıların geneli böyle garip insanlar, fakat içlerinden çok nazik, güleryüzlü ve yardımseverleri de çıkıyor tabii ki.

Genellikle tüm yereller gülüyorlar. Ama geneli sahte olan bu gülümsemelere inanmamak gerekiyor. Fakat Tayland’da işlerinizin rast gitmesi için sahte de da olsa gülmeyi öğrenmeniz gerekiyor. Fazla ciddiyet Tayland’da hoş karşılanmıyor. Karşınızdaki kişi size ‘hayır, olmaz’ dese bile gülümsemeye devam etmeniz ve tatlı ısrarlar sonucu ikna etmeniz gerekiyor. Taylandlılar herhangi bir konuda hemen ‘he kardeşim, olur’ demiyorlar. Garip bir kültür. Yalandan sırıtma olayı bana çok ters geldi, uğraşmadım.

Bangkok’tan kuzeye doğru, şehir dışına çıktığınızda ise yolda şeker gibi insanlarla karşılaşabiliyorsunuz. Size yardımcı olmaya çalışıyorlar, birşeyler ikram etmeye çalışıyorlar. Fakat bu sefer de en büyük engel dil bariyeri. Anlaşamıyorsunuz. Olmuyor. Vücut diliyle de anlaşamıyorsunuz. Adamların sistem komple farklı. Oldukça abuk ve eğlenceli senaryolar yaşanabiliyor. Kuzeye değil de güneye giderseniz, pek de tatlı insanlarla karşılaşamıyorsunuz. Çünkü ülkenin tamamı keşfedilmiş, tamamı yabancı akınına uğramış, ve güneydeki sahiller ve adalar ise son derece turistik ve ülke genelinde pahalılar. Özellikle adalardaki insanlar, en az Bangkok’takiler kadar gıcıklar. Hatta daha bile gıcık olabilirler. Genel olarak turistleri birer ATM olarak görüyorlar. Adamları çok da suçlamamak gerekiyor belki, bilemiyorum gerçekten. Çünkü ülkeye gelen yabancı turist profili de bir enteresan.

Tapınaklarda yaşayan Budist rahiplere de değinmek gerekiyor. Gördüğüm kadarıyla sayısız tapınak var ülkede, büyüklü küçüklü. Tapınaklarda bir baş rahip oluyor, bir de diğer rahipler. Genellikle hiçbiri İngilizce bilmiyor. Fakat size konaklayacağınız yeri gösteriyorlar ve yemek ikram ediyorlar. İlgililer, ve gerek şehirdeki gerekse de köylerdeki yerellerden farklılar. Fakat ‘rahip’ dedim diye de karşımdaki kişinin çok mistik çok spiritüel bir insan olduğunu hayal etmeyin hemen. Akşama kadar sigara tüttüren ve vücudunda dövmeleri olan değişik rahipler de var. Bence bu ülkenin siyasi dini de Budizm, tapınakları boş bırakmıyorlar.

Delhi’den aldığım Tayland vizesi şöyleydi; ülkeye iki sefer giriş yapabiliyorum(double entry), tek girişte maksimum 2 ay kalabiliyorum, tek girişte 2 aydan fazla kalmak istersem giriş başına 1 ay daha uzatabiliyorum. İlk girişi Bangkok’tan yaptım. Anlattığım nedenlerden ötürü Bangkok’ta epey vakit harcadıktan sonra güneye hareket ettim. Ülkenin en güneyinde olmasa da yine güneyde olan Koh Phangan adasına gidecektim. Öncelikle belirteyim; bisikletle Bangkok’tan şehir dışına çıkmak oldukça zor, aklınızın bir köşesinde bulunsun. Her taraf otoyol, arabalar vızır vızır geçiyorlar ve çoğu yolda emniyet şeridi yok. GPS’e internetten bedava Tayland haritası yüklemiştim (Open Street Maps), hayatımı kurtardı. GPS’ten çıkarttığım alternatif rotayla güneye doğru hareket ettim. Thai dilinde tapınak wat demek. Yolda giderken bir sürü tabela görüyorsunuz ‘wat bilmemne’ diye. Gün batmadan önce watlardan birine çekiyorsunuz bisikleti, vücut diliyle banyo yapma yatma uyuma gibi hareketlerle derdinizi anlatıyorsunuz rahiplere, ve banyonuzu yapıp çadırınızı atıyorsunuz tapınakta size gösterilen alana. Çok da uyuyamıyorsunuz, çünkü gün doğmadan önce horozlar,diğer garip kuşlar ve gekolar yüksek sesle ötmeye başlıyorlar ve güne erkenden başlamak durumunda kalıyorsunuz. Haritada bir milli park gördüm, yılbaşı arefesiydi. Yeni yıla çadırımda sakin sakin tek başıma, bu milli parkta gireyim dedim. Milli parka gittim. Gitmez olaydım. Tayland halkı milli parkın kamp alanına akın etmiş. Akın ki ne akın. Çadırı kuracak yer zor buldum. Tahminimce binlerce Taylandlı vardı ve hiç de turistik bir yer değildi gittiğim yer. Çok kalabalıktı. Yan çadırdaki Thai aile beni akşam yemeğine davet etti. Tek kelime İngilizce bilmiyorlardı, ben de Thai tabi. Çok iyi insanlardı ama. Ha ha ha, hi hi hi şeklinde anlamsız diyaloglar eşliğinde yeni yıla girdik. Havai fişek gösterisi oldu, güzeldi. Asıl mevzu ertesi gün. Sabah yola çıktım. GPS olmasına rağmen kayboldum, evet, başardım. Burma sınırı yakınlarındaki bir komando eğitim kampında buldum kendimi. Yanlışlıkla askeri alanları bulmak gibi bir yeteneğim var, geçmiş yazılarımda da benzer hikayeler mevcut. Tayland’da da askeri alan buldum, burdan da kovuldum. Şeker kamışı ve ananas tarlaları, muz bahçeleri, ve cayır cayır sıcak eşliğinde bir şekilde doğru rotaya girdim. Surat Thani şehrine gittim ve amacım tekne ile Koh Phangan’a geçmekti. İskeleye vardım. Yanlış hatırlamıyorsam bana kesilen bilet 600 B, bisiklete kesilen bilet 900 B idi. Gıcık oldum, hadi neyse, tekne geldi. Teknenin daracık sürgülü bir girişi vardı ve bisikletle geçmek işkenceye dönüştü. Zaten gıcık olan Thailer bisikleti ve çantaları görünce daha da gıcık davranmaya başladılar. Bizdeki İDO mantığıyla eşdeğer şekilde, bisiklete bilet kestiler fakat hiç bir hizmet sunmadılar. Aksine, itip kaktılar bisikleti, zar zor idare ettim durumu. Bir de adamlar öyle kızmaya terslemeye falan gelmiyorlar, Tayland’da patron Thailer. Hemen agresifleşiyorlar, döverler vallahi.

Evet, Koh Phangan’daydım artık. 2 haftamı burda geçirdim. Tayland insanı, yemek ve ülkeye gelen yabancı profili gibi konular Koh Phangan için de geçerli. Gerçi yemeğin merkezi Bangkok, adada yemek o kadar iyi değil. Adanın doğası muhteşem, cennet gibi. Bu adaya bisiklete binmeye değil, tatil yapmaya gelinir. Her tarafta coconut(h.cevizi) ve muz ağaçları var. Yollar asfalt veya beton, yol kenarları ise hep cangıl. Cangılın içine doğru giren bazı ara yollar var, büyük parti mekanlarına gidiyor bu yollar, zaten tabela oluyor. Çılgın partilere katılabilirsiniz, tarihleri kollamak ve paraya kıymak gerekiyor sadece. Ocak ayında hava genellikle açık ve güneşliydi. Ara sıra hafif yağmur yağdı. Adada kalacak adam gibi bir yer bulmak oldukça zor. Ya guesthouse’da kalabilirsiniz, ya da ev kiralayabilirsiniz. Evler en az bir aylığına kiralanıyor, fakat genelde 2 veya 3 aylığına zaten çok önceden tutulmuş oluyorlar. Ev tutma işi de bir sektöre dönüşmüş, başkasının adına adada ev tutan Ruslar var mesela. Adam pek çok evi kapatıyor, Rusya’dan tatile gelenlere veriyor bu evleri, bu şekilde kendi yolunu buluyor. Tayland’ın güneyindeki herhangi bir adaya tatile gitmeyi düşünürseniz önceden ev bulup para transferini gerçekleştirip, kalacak yerinizi garantileyebilirsiniz. Hem guesthouse yerine ev konforunuz olur, hem mutfağınız olacağı için istediğiniz yemeği pişirebilirsiniz, hem de toplam maliyet oldukça düşer. Adada dev süpermarketler var. Tesco-Lotus, Big C, Makro, vs. Bu süpermarketlerde ürün yelpazesi çok geniş. Deniz ürünleri ise muhteşem ve ucuz. Mutfaklı bir evde kalabilseydim harikalar yaratırdımya, neyse. Yine sokak yemeğiyle karnımı doyurdum.

 

 

Koh Phangan’da Thong Sala bölgesinde kaldım. Adanın güney batısı oluyor. Nisbeten daha ucuz. Limanın, pazar alanının, sokak lokantalarının ve süpermarketlerin olduğu bölge. Günlük 150 B (5 dolar) karşılığı scooter kiraladım. Ada küçük olduğu için her yere scooter ile gidebiliyorsunuz. Benzinin litresi 1 dolar. Haritada mavi renkle yazılı yerler hep plajlar. İstemediğiniz kadar plaj var. Plajlar cennet gibi. Bangkok sonrası tatil moduna girdim ve adada neredeyse hiç fotoğraf çekmedim. Sonra pişman oldum tabi. Ülkenin daha güneyde daha da güzel yerler var aslında, Krabi, Phi Phi adası gibi yerler.

Koh Phangan’dan Bangkok’a direk otobüs vardı. Üstelik bileti adadan alıyorsunuz, otobüse adadan biniyorsunuz, ücrete feribot seferi de dahil. Bagajınızı otobüse bir kere koyuyor ve gerisine karışmıyorsunuz. Bisiklet nedeniyle bir kez daha söğüşlendikten sonra otobüse bindim ve rahat ettim. İstikamet tekrar Bangkok’tu. Bangkok’tan Burma(Myanmar) vizesi aldım ve kuzey batıya, Mae Sot şehrine pedal çevirdim. Mae Sot, Burma sınırındaki şehir. Sınırın Burma tarafındaki şehir ise Myawaddy. Burma’ya giriş yaptığım gün, Thai vizemin ilk iki ayının bittiği gündü, tam denk getirdim.

 

Paylaşmak ister misiniz?

7 Comments on “Tayland

  1. Süper tespitler, gerçekten gülümseyerek animsadim 🙂 Bangkok diğer büyük şehirlere gore insanı ayrı bir boguyor kanimca. Garip yutan ve sömürü bir enerjisi var. Duygu hep kayba uğramış olmak şeklinde gelişiyor. Kısaca ortak duygular yaşamışiz. En nere ettiğim sehirlerden biri diyebilirim. Taylandlilar diye genellemeyecegim ama Bangkok sakinleri için goruslerine de birebir katiliyorum. Bu kadınların derdi ne die kendi kendime defalarca sordugumu hatırlıyorum. Ben markette orda burda heryerde satılan whitening lerle ilgili olabileceğini düşünmüştüm sarışın biri olarak 🙂 Bu kadar öfke ve nefret dolu bakışları açıklamakta epey zorlanmistim. Kotu de olsa okuyunca keyifle animsadim. Güzel yazı… 😉

  2. Hi from Esfahan – Iran
    I’m following your nice journey and thanks for sharing us the photos and comments.
    Take care and have a nice days.

  3. Oğuz senin yazıları sonuna kadar okuyordum ama altı ay hiç bakamadım. Bir çocuğum oldu ve bana hiç rahat vermedi. Tekrar başladım. Yalnız bir sıkıntım var. Yazıların kronolojisini rahatça takip edecek bir sistem bulamadım. Web sitede buna bir çözüm var mı? Özellikle Hindistan yazıları sayıca çok olunca hangisi önce hangisi sonra bazan karışıyor. Aslında, kısaca bir indeks lazım. Yazıların kitap gibi oldu valla. Çok güzel.

  4. Çok güzel bir anlatım ve harika bir yazı teşekkür ederim. Bizde bu yıl Tayland’da yat kiralama işi yapmaya başlayacağız ön araştırma yapıyoruz, yazınız çok faydalı oldu.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Facebook
Instagram
YouTube
GOOGLE
Twitter