Hindistan – 9.bölüm – Delhi, Rishikesh, Varanasi

hind

Bir önceki yazımın sonunda da bahsettiğim gibi, Dharamsala’dan otobüs ile Delhi’ye geldim. Delhi’de ilk durak olarak Anil’in evine gittim. Hintçede bir erkek ismi olan Anil, aynı sansan da bizdeki Anıl ile aynı değilmiş. Yeri gelmişken belirtmeliyim ki Türkçe ile Hintçe arasında bir bağ var ve iki dilde ortak olan pek çok kelime var. Bir şekilde diller arasındaki bu bağı batı-doğu hattında şöyle dizebilirim; Türkçe-Kürtçe-Farsça-Urduca-Hintçe. Bir çırpıda aklıma gelen bazı kelimelerin Türkçe ve Hintçeleri şöyle; aşk = eşk, badem = badam, balgam = balgam, dünya = dunia , ekmek (eski Türkçede nan) = nan, taze = taza, sebze = sebzi, tandır = tandoori.

Anil ile tanışmamızın hikayesine değineyim. İnternettte bisiklet yolculuğumla ilgili bir haber yayınlanmıştı. Haberi gören ve o sıralarda Hindistan’da dolaşmakta olan Uğur, bana yazıyor. Derken Uğur’la arkadaş oluyoruz fakat uzun süre denk gelemiyoruz birbirimize. Bir şekilde Uğur ile buluşuyoruz sonunda ve o sırada Uğur Anil’in evinde konaklamakta. Hep beraber güzel vakit geçiriyoruz ve hem Uğur’la hem de Anil’le arkadaşlığım devam ediyor. Uğur şu sıralar amatör belgeseller çekmekte. Elindeki kısıtlı ekipman ve düşük bütçesi ile çok güzel işler çıkardığını düşünmekteyim. Anil ise ortağı Turan ile birlikte bir Hindistan’da seyyahlık üzerine bir web sitesi geliştirmekte.

Hindistan’a bu gelişimin amacı güneye inmekti ve bunu bisikletle yapmayacaktım. Amacım bisikleti Anil ve Turan’ın yaşadıkları evde depolamaktı. Delhi şehir merkezinden uzakta, Gurgaon bölgesinde olan evi gps üzerinden iz sürerek buldum. Delhi’de bisiklete binmek tavsiye edebileceğim bir deneyim değil doğrusu.

Sabah çok erken bir saatte eve vardım. Kilitlemeyi unuttukları kapıyı açtım ve içeri girdim. Boş içki şişeleri ve sızmış insanlar vardı evde. Anil’i hafif silkeledim, uyanmadı. Aşağıda bıraktığım çantalarımı ve bisikleti yukarı taşıyayım dedim. Ev ikinci kattaydı. Merdivenler ve dairenin zemini komple mermerdi ve botlarımın tabanları ciddi şekilde erimişti. Metal spd klipsler yürürken zemine temas ediyordu. Derken kaydım, merdivenlerden yuvarlandım. Kıçımı ve sağ dirseğimi incittim. Anil’in evinde kaldığım iki gün içinde bisikleti Tayland’a uçmak üzere güzelce paketledim. Evden ayrıldım.

Tayland vizesine başvurdum ve Delhi’de olan Premal ile buluştum. Birlikte tren biletleri aldık. Bir plan yapmıştık. Motor ile Rishikesh-Delhi yapıp, motoru bırakıp bu sefer tren ile Varanasi-Delhi yapacaktık ve sonrasında Bangkok’a uçacaktım. Premal ile bir kaç gün Delhi’nin işlek bir muhiti olan Paharganj’da kaldık.

Paharganj, 300 rupi ile 2000 rupi arasında çeşitli konaklama imkanları bulabileceğiniz, Delhi’ye gelen her telden yabancı turistin konakladığı bir muhit. Çok işlek olan dar ana caddesi üzerinde  çok sayıda dükkan ve sokak satıcısı var. Turistik dükkanlarda çeşitli tekstil ürünleri, çanta, hediyelik eşya, CD, çeşitli esrar içme aparatları ve pipolar, vb satılmakta. Turistik olmayan yerel dükkanlar da var; elektrikçi, hırdavatçı, züccaciyeci, minik minik restoranlar veya kafeler gibi. Cadde boyu, aynı zamanda ara sokaklarda da pek çok sokak tezgahı var. Tezgahlarda ise çay, haşlanmış yumurta, omlet, çeşitli atıştırmalıklar, meyve(papaya, ananas, hindistan cevizi, portakal, elma, vb), kavrulmuş yerfıstığı gibi ürünler satılmakta. Benim favorim olan iki gıda vardı Paharganj’da; lassi ve yerfıstığı. Ultra lezzetli bulduğum yerfıstığından her gün yiyordum, 100 gramı 20 rupi. Lassi ise, ayrana benzeyen fakat farklı bir içecek. Sütü farklı bir kültür ile mayalıyorlar ve bir çeşit yoğurt oluyor, ‘curd’ diyorlar. Telaffuzu gerçekten çok değişik, yazamıyorum. Sonra bu yoğurdu az su, buz, duruma göre biraz da süt ile, ve toz şekerle uzun süre çırpıyorlar. Geleneksel yöntem el ile çırpmak, fakat işlek bir caddedeki işlek bir dükkanda seri üretime geçilmiş olduğundan elektrikli cihazlar kullanılıyordu.. Yoğun kıvamlı, soğuk, son derece lezzetli bir içecek oluyor. Her gün bardak bardak lassi içiyordum, kilomda da artış oldu.

Paharganj aynı zamanda çok kaotik bir muhit. Susmayan kornalar, metrekare başına düşen insan sayısının fazlalığı, dilenciler, siz yolda yürürken adeta yapışan ve diyalog kurmaya çalışan satıcılar, vb. Sabırlı birisi değilseniz işiniz zor. Aslında bakılırsa sabılırlı biri olsanız da işiniz zor. Böyle değişik bir yer işte Paharganj.

Paharganj’dan pek çok yere metro ile ulaşabiliyorsunuz. ‘Hindistan’ diyoruz, zaman zaman aşağılıyoruz, fakat Delhi’de ciddi bir metro ağı var. Türkiye’nin büyük şehirlerini referans alınca ciddi oluyor tabii, bir Londra’yı değil.

 

 

225cc Honda Hero motor üstünde Premal ile Delhi’den yola koyulduk. Vardığımız Rishikesh isimli küçük şehrin merkezi konaklanacak gibi değil, kaotik ve çok sıkıcı bir yer. Görüntü ve gürültü kirliliğini anlatamam. Rişikeş merkezinden biraz uzaklaştıkça Ram Jhula ve Laxman Jhula’ya varıyorsunuz, zaten hemen her yabancı turist de bu bölgelerde konaklıyor. Laxman Jhula’ya gittik ve konaklayacağımız guesthouse’u ayarladık. Hindistan’da bir süre geçirdikten sonra insan ister istemez turist noktalarında konaklamaya başlıyor, bu durumu büyük ihtimalle Hindistan’a gittiğinizde görecek, anlayacak ve uygulayacaksınız. İran ve Pakistan’da durum böyle değil mesela, bölge halkıyla birlikte aynı koşullarda konaklayabilirsiniz.

 

 

Laxman Jhula ve Ram Jhula, Hinduların kutsal nehri olan Ganj’ın iki tarafında da kurulu ve yabancı turistlerin konakladıkları küçük kasabalar. Ram Jhula’da daha ziyade yoga ve meditasyonla uğraşanlar kalıyorlar. Burda bir iki büyük aşram da bulunmakta. Laxman Jhula’da ise çoğunluğu genç, düşük bütçeli ve sırt çantalı turistler kalıyor. Altını ne derece doldurdukları tartışılır tabii, ama yine de bir hippie ortamının olduğunu da söyleyebiliriz burada. Sadece hippieler için değil, belli bir yaşam tarzını benimsemeden sadece üniforma niyetine üstüne giyen her birey hakkında saatlerce tartışabilirim. Laxman Jhula’da ucuz olan pek çok guesthouse ve kafe var. Bir kafeye gidip saatlerce oturabilirsiniz. Doğru düzgün sohbet edebileceğiniz pek çok insana denk geliyorsunuz. Sohbet muhabbet, blog ve internet işleriydi derken zaman geçiyor. Blog yazmak için ya zamanım veya motivasyonum olmuyor, ya da teknik imkansızlıklar oluyor.

 

 

Ram Jhula’daki bir ashramda kendime oda kiraladım. Laxman Jhula ve Ram Jhula arası kabaca 3km. Laxman Jhula’da konaklayan Premal ile birbirimizi ziyaret ediyorduk. Ganj’ın soğuk sularında kendimizi ağır olan akıntıya bırakıp süzülüyorduk. Derken Vipassanada tanıştığımız Amerikalı kız Jayne geldi. Jayne tatlı, sempatik bir kız. Benim oda yine kahvehaneye döndü. Elektrikli pişiricide hazırladığım Türk usulü kahveyi yudumlarken sohbet ediyorduk.

 

 

Delhi’ye dönüş zamanı geldi. Motosiklet üstünde ben, Premal ve eşyalar pek rahat edememiştik. Ben Haridwar’daki istasyondan trene bindim. Delhi’ye ulaştığımda Paharganj’da buluştuk tekrar ve ertesi gün Varanasi trenine bindik. Gece treniydi bu.

 

 

Sabah Varanasi’ye vardık. Arkada geniş bir oturağı, üç tekerleği ve pedal basan şoförü olan bir bisiklet taksiye, rikşaya bindik ve ismini  hatırlamadığım ‘ghat’a gittik. Ghat, Ganj nehri boyunca bazı noktalarda basamakların inşaa edilmesiyle oluşturulan bölümlere verilen isim ve Varanasi’de bunlardan 87 adet varmış. Bu basamaklar sayesinde insanlar nehirde yıkanıyor, puja törenleri yapıyorlar ve bazı ghatlarda ise ölü yakıyor ve küllerini nehre döküyorlar. Ganj nehri yazın Varanasi’de anlatılamayacak kadar pis. Pislik, yanmış cenazelerden arda kalan parçalar, vs. Ne ararsanız var nehirde. Tabii yine de Hindular için son derece kutsal bu nehir. Kutsanmak amacıyla bu sudan içenlerin olduğunu duydum, yıkananları ise kendim gördüm. Ölümü beklediği son günlerini Varanasi’de geçirmeyi, ölür ölmez yakılmayı ve küllerinin nehre dökülmesini isteyen insanların konakladığı bir tür huzur evi bile var şehirde. Hemen altında yakım alanı, ve yakındaki çarşıda odun pazarı da bulunmakta. Bu bölgede insanlar fotoğraf çekimi konusunda oldukça hassas ve agresifler, zaten çekmek de yasak. Varanasi, daracık sokaklar ile birbirine bağlanmış enteresan bir şehir. Cidden dar olan sokakların zemini taş döşeli. Yine de bu sokaklarda insan, motosiklet, inek, öküz ve bol miktarda taze dışkı bulabilirsiniz. Her ne kadar dikkat etseniz de dışkıya basmanız kaçınılmaz. Çok güzel lassi yapan mekanlar da var şehirde. Delhi’dekinden çok daha güzel buradaki lassiler. Makina ile değil, el ile çırpıyorlar lassiyi. Sütü farklı, yoğurdu farklı, çırpması farklı. Siparişten servise epey zaman geçiyor, ama beklemeye değiyor. Varanasi’de de guesthouselardan birinde kaldık. İsmini hatırlayamadım. Akşamları bir çeşit Hindu ritüeli olan aarti yapılıyordu. Aarti aslında gündoğumunda da yapılıyor fakat topluluk halinde yapıyorlar mıydı bilmiyorum. Varanasi’de aarti, farklı ghatlarda farklı gruplar tarafından yapılıyordu. Büyük bir aartiyi görme şansım oldu.

 

 

Sanıyorum Hindistan Hindularının en kutsal şehir olan Varanasi’den tren ile Delhi’ye döndük ve Bangkok’a uçtum.

Paylaşmak ister misiniz?

2 Comments on “Hindistan – 9.bölüm – Delhi, Rishikesh, Varanasi

  1. Otellerde zoraki kaldığına göre harbiden ortamı bok götürüyor.. İyi en azından yer var

  2. ortak kelimelerin nedeni uzun yıllar Hindistanda hüküm süren Babür İmparatorluğudur bence.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Facebook
Instagram
YouTube
GOOGLE
Twitter